Tuzsuz yiyerek ağzınızın ‘tadını-tuzunu’ kaçırmayın

29

Tuzsuz yiyerek ağzınızın 'tadını-tuzunu' kaçırmayın

İç Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, ‘3 tehlikeli beyaz’ diye tanımlanan un ve şekerle beraber sayılan tuzu aşırı tüketmek kadar tamamiyle kısıtlamanın da zararlı olduğunu ifade etti.

İnsan için hayati önemi olan bu minarelin eksikliği durumunda birçok sağlık probleminin kaçınılmaz hale geleceğini belirten İç Hastalıkları, Gastroenteroloji ve Hepatoloji Uzmanı Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, ölçülü kullanılan tuzun büyük faydalarının olduğunu; günlük sodyum ile tuz ihtiyacının farklı olduğunu ve günlük 5-6 gram tuzun ihtiyacı karşılamaya yeteceğini kaydetti.

Tehlikeli üç beyazdaki tuzdan ziyade, şeker ve undan uzak durulmasını öneren Prof. Dr. Gümürdülü, unlu gıdalar ile rafine şekerlerin doğrudan insülin direncine neden olarak hücreleri bozduğunu, kilo aldırdığını ve vücudu yaşlandırdığını ifade ederken tamamiyle tuzsuz yemeninde zamanla cildi kırıştırdığını ifade etti. Unlu ve şekerli gıdalar hiç tüketilmese bile bünyenin ihtiyacı olan şekerin sebze, meyve ve sütlü yiyeceklerden alınabileceğini bildiren Prof. Dr. Gümürdülü, tuz gibi bir mineralin eksikliği durumunda birçok sağlık sorunuyla karşılaşabilineceğini ifade etti.

Prof. Dr. Gümürdülü, tuzun yetersiz alınması halinde kusma, zihin bulanıklığı, kas yorgunluğu, ağrı ve kramp, iştah azalması, solunum yetersizliği gibi durumların görülebileceğini belirterek şunları ifade etti:

“Tuz eksikliğinde vücutta özellikle de aşırı sıcak havalarda veya fazla egzersiz yapıldığında ya da fazla beden hareketlerinde terlemeyle, ateşli hastalıklarda, terleme ve idrarla, ishallerdeyse dışkı ile su ve tuz kaybedilir. Terlemeyle tuz kaybını engellemek için suyla birlikte günlük sıvı tüketimini yavaş yavaş artırınız. Tüketilen tuzun büyük bir kısmı mutfak masasında yemeklere eklenen tuzdan değil, işlem görmüş yiyeceklerden gelir. İşlenmiş yiyecekler tuz alımının yüzde 75’ini oluşturur.”

Prof. Dr. Gümürdülü, bir çok insanın fazla tuz alımından etkilenmediğini söyleyerek, “Çünkü vücut fazla tuzu atar. Ancak toplumun yüzde 30’undan çoğunun tuza duyarlı kan basıncına sahip olduğu düşünülmektedir. Bu bireylerin diyetlerindeki fazla tuz, yüksek kan basıncını oluşturmaktadır. Sodyuma duyarlı tansiyon yüksekse, sodyumun azaltılması kan basıncının düşürülmesinde yardımcı olabilir” şeklinde konuştu.

İyot içeren tuzun faydaları

Tuzda yer alan maddelerden tuzun hücre zarlarının dışarısı ile alışverişini sağladığını ifade eden Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, tuz olmadığında vücut hücrelerinin bir çok görevini yapamayacağını ifade etti.

Sodyumun potasyum ile birlikte hücreler arası ve hücre dışı sıvıların dengede tutulmasına yardımcı olduğuna ilgi çeken Prof. Dr. Gümürdülü, Minerallerce zengin, doğal yöntemlerle elde edilmiş iyot içeren tuzları kararında kullanmanın sağlık için vazgeçilmez olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gümürdülü, “Vücudumuza yiyecekler ve içtiğimiz suyla aldığımız iyot, hayat için mecburi olan minerallerden birisidir. Günlük iyot ihtiyacının yüzde 90’ı gıdalardan, yüzde 10’u içme suyundan temin edilir. Vücudumuzun gelişmesi beyin ve sinir sistemimizin çalışması, aktivitelerimizin ve vücut ısımızın sürmesini sağlayan tiroid bezi hormonlarının yapımı için de iyot gerekmektedir” şeklinde konuştu.

Beyindeki serotonin ve melatonin önemli hormonlarının korunmasını sağlayan tuzun güçlü bir stres giderici özelliğe sahip olduğunu dile getiren Gümürdülü, bu minarelin hücrelerdeki dengeyi ve kalp atışlarını düzenlediğini, asit artıklarının böbreklerden atılmasını sağladığını, yiyeceklerin barsaklardan emilmesine yardımcı olduğunu ifade etti.

Günde 5 gram tüketilen iyotlu tuz ile ortalama 150 mikrogram iyot alındığını dile getiren Prof. Dr. Gümürdülü, “Yeterli tuz alınmadığında, halsizlik, kas krampları, sersemlik hissi, bulantı ve vücutta kuruma ve ciltte kırışma meydana gelir. Bu nedenle hemen gerekli tuz takviyesi yapılmalıdır. Müdahale edilmezse özellikle bebeklerde ve yaşlılarda ölüme bile neden olabilir” şeklinde konuştu.

Gebelikte iyot eksikliği

Gebelikte iyot eksikliğinin anne karnındaki bebeğin beyin ve beden gelişimini olumsuz etkilediğini dile getiren Prof. Dr. Gümürdülü, gebelikte iyot eksikliği düşüklere, ölü doğumlara, bebeğin engelli doğmasına, zeka geriliğine ya da cüceliğe neden olabileceğini aktardı.

Çocukluk ve gençlik döneminde de iyot yetersizliğinin bedensel ve zihinsel gelişimi engellediğine de değinen Prof. Dr. Gümürdülü, “Yetişkinlerde iyot yetersizliği guatrın yanı sıra beden ve zihin fonksiyonlarında dengesizliklere ve bozukluklara da yol açmaktadır. İyot yetersizliğinin neden olduğu hastalıkları iyileştirmek hem zor hem de pahalıdır. Buna karşılık iyotlu tuz kullanmak hem sağlıklı hem de ucuzdur” şeklinde konuştu.

Aşırı tuz tüketimi de elbetteki zararlı

Aşırı tuz tüketiminin yüksek tansiyon ve kalp ve damar hastalıklarına yol açtığının altını çizen Prof. Dr. Yüksel Gümürdülü, şu şekilde devam etti:

“Vücudun sodyum dengesini sağlamakla yükümlü organ böbreklerdir. Sağlıklı böbrekler fazladan alınan sodyumun büyük bir kısmını kolayca atmaktadır. Tuzun çoğu terlemeyle de atılır. Böbrekler arzu edilen oranda çalışmadığında fazla tuz bünyede birikir. Vücutta sodyum birikir; yüz, bacak ve ayaklarda şişmeler meydana gelir. Vücutta aşırı sodyum birikmesi sonucu oluşan bu belirtilere tıp dünyasında ‘ödem’ denilmektedir. Tuzun çoğu sadece ödem yapmaz. Damarlarda dolaşan sıvı miktarının artmasına, kan basıncınızın yükselmesine (hipertansiyon), kalp ve böbrek hastalıklarıyla felç riskinin artmasına da neden olabilir.”

Prof. Dr. Gümürdülü, özellikle genetik öyküsünde hipertansiyon, kalp ve böbrek yetmezliği riski olan bireylerin tuz miktarını ölçülü tutmak zorunda olduklarını da ifade etti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here